Yaşanan büyük sıkıntılara

Yaşanan büyük sıkıntılara çözüm üreten değil de her değişme alameti üzerinden daha çok tedirginlik ve korku üreten böylece despotik iktidarların tasallutu altında yaşayan Müslüman halklara ataletten başka bir şey önermeyen tezler için en bereketli dönemdeyiz. Yüzyılın en büyük tehdidi ilan edilen neo-liberal saldırılara karşı en güvenli yol olarak mevcut statükonun devamı gösterilir oldu.

İran’a Göre Perspektif Dizaynı

Ali Bulaç son onsekiz aylık zaman dilimi içinde, Tunus’ta başlayan ve Mısır, Libya, Yemen ve Suriye’yi konu edinen epeyce makale yayınladı. Suriye için yazdıkları diğerlerine oranla karamsarlık oranı giderek artan bir seyir izledi. Suriye’deki katil Esed-Baas rejimine başkaldıran halkın arkasında kim olduğu, kimin adına isyan edildiği bağlamında kaleme aldığı yazıları önce yoğun şüpheleri sonrasında ise açık ithamları içerir oldu.

Suriye’de aylardır Baas-Esed

Suriye’de aylardır Baas-Esed rejimi tarafından tırmandırılan katliamların bünyemizde yaratmış olduğu tahribatlar kadar kısmi de olsa bize bir takım faydaları olmuştur. Bu kısmi faydaların başında İslamcı aydın-entelektüellerin analiz yetenekleri ve adalet duygularının ne durumda olduğunun tespiti geliyor sanırım.

Suriye’de şehirler tanklarla, toplarla, füzelerle yıkılıp Müslümanlar kitleler halinde öldürülüyor, çoluk-çocuk Şebbihaların, Muhaberatın tecavüzüne maruz kalırken birileri de habire “büyük resim de büyük resim” diyorlar. Esed rejimin katliam ve yıkımlarını görmeyi “miyopluk” addeden, Baas rejiminin Suriye halkı üzerinde nasıl bir nefret ve öfke uyandırdığını ifade edenleri Emperyalist planların oyununa gelmekle vs. itham eden enteresan bir global stratejik planları çözümleme takıntısı pek revaçta.

Hayatlarının baharında, neşe

Hayatlarının baharında, neşe ve sevinçlerinin zirvesinde, geleceğe dair en çok hayaller kurdukları bir dönemde gencecik bedenlerini İsmail gibi Allah yoluna kurbanlar olarak adayan insanların varlığı en güçlü ümit kaynaklarımızdan biridir.

Birileri unutuyordur belki ama Suriye’de 19 aydır oluk oluk akan kan, koyun ya da sığır kanı değil. Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteğiyle Esed-Baas şebekesi bu bayram da maalesef Suriye’deki kardeşlerimizi boğazlamaya devam edecek. Fakat ilahi adaletin gereği şudur: Zulmün bekası için kan döken de kan döktüren de felah bulmaz.

Rabbim kutlu adayışlarımızı, mübarek kurbanlarımızı kabul buyursun.

Suriye’de Esed-Baas

Suriye’de Esed-Baas cinayet şebekesine karşı verilen mücadele bir insanlık mücadelesidir. Bu sebeple Baas zulmüne karşı yükseltilen mücadelenin zaferle sonuçlanması sadece Suriye halkının omuzlarına yüklenemez.

Esed rejimine karşı savaşmak üzere Libya, Cezayir, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan, Çeçenistan, Dağıstan, Filistin gibi coğrafyalardan Suriye’nin muhtelif şehirlerine giden gençler bazı politik merkezler tarafından resmedildiği gibi bir macera veya intihar peşinde değiller.

Mistê Sarê, öyle görünüyor k

Mistê Sarê, öyle görünüyor ki bizim köy kurulduktan sonra gelmiş olacak ki hiç arazisi olmayan bir köy sakini. Yalnız Mistê Sarê`nin evi köyün en manzaralı yerinde yalnız başına, bir kaç köy kendi görüş alanında şahane bir yerde. Karşıdan Golan’ı, Goman’ı , Coşik’i, Ricik’i seyretmek mümkün. Coşik Baba ve İncebelek tepeleri hemen karşında tüm ihtişamıyla öylece duruyor. Gewrök, Tapi Gomê ve Goma Eziz’in manzaralarını da unutmamak lazım. Alt tarafında Nawala Kup ve yan tarafında da Nawala Sarê geçmekte. Ne yazık ki Mistê Sarê’nın bu manzaralı evinden başka da bir şeyi yok.

Mistê Sarê, Nazimiye tarafından,

Mistê Sarê, Nazimiye tarafından, 1800′lerin sonunda veya 1900 başlarında bizim köye gelip yerleşmiş. Oradaki çetelerle, arasında çıkan bir anlaşmazlık sonucunda göç etmek zorunda kalmış. Bir de o zamanlar çete liderlerinin belli mıntıkaları var. Biri birlerinin mıntıkalarını ihlal edemezler. Bizim oralar daha ziyade YADO’ya daha yakın durmuşlar. Belki Yado ulusal kimlikli olduğu için ve onun Adaletine güvendiklerinden olması lazım. Mistê Sarê bizim orasını bilinçlice seçtiği kesin.

Mistê Sarê; kabadayı, yiğit ve kendi hesabına çalışan, deyim yerindeyse tek tabanca bir eşkıya. Asi bir dersim insani. Anlaşılan özgürlüğüne düşkün, tahakkümü kabullenmeyen bir kişilik.

Bu anlayış ve mantık ülkedeki gelişmenin

Bu anlayış ve mantık ülkedeki gelişmenin önünde en büyük engeli teşkil ediyor. Bu mantığın da en etkili olduğu alan ne yazık ki siyaset kurumlarıdır. Tüm siyasi kurumlar istisnasız bu etraflık anlayışından kurtulup taraf anlayışına geçmeli.
Türkiye’de iki şey siyaset yapıyor. Birincisi etraf siyaseti, ikincisi mangır siyaseti. Bunun dışında ne bu tarafta ne de öbür tarafta başka hiç kimsenin şansı yok. Bu anlayışlar kırılmadan bir şeylerden bahsetmek ne kadar doğrudur veya nasıl(?) sonuçlar alınabilir sizlere bırakıyorum. 

Bunların hepsinin ana sebebi etraflı olmaktan

Bunların hepsinin ana sebebi etraflı olmaktan ve “Paşam çok yaşa.” anlayışından kaynaklanıyor. Oysa sağlıklı taraf olmanın yolu geniş düşünmekten, müzakere etmekten, toplumun çıkarlarını göz önünde bulundurmaktan geçer. Var olan kişisel ve küçük hesaplar yerine, büyük düşünmeye odaklanmalı, doğru ve özgür kararlar vermeyi esas alan taraf olmalıdır. Taraf olma ciddiyet gerektirir, yoksa bertaraf olunur.
Düşünce kısırlığı yaşayarak başkalarından medet ummak, birinin sihirli değneğini beklemek, sağa sola işi yüklemek, yarattığı olumsuzluklarda başkalarının parmağını aramak, aramak aramak..! Bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrarlamak… 

Bunlara baktığında hiç birinde taraf yok,

Bunlara baktığında hiç birinde taraf yok, hep etraf var ve misyonları görüntüden ibarettir. Bundan dolayı düşünce üretmek, eleştiri ve özeleştiri yapabilmek olanaklı değil. Yukarıdan aşağıya tanrı-kul ilişkileri esas alınmış ve katı bir biçimde devam ediyor.
Bu da beraberinde gelişim ve değişimi getirmeyerek tam tersine gelişmenin önünü tıkıyor. Talepler üzerinde yoğunlaşmaz, yarattığı tabuya kilitlenerek putperestlik geleneğindeki muhafazakârlığı icra eder. Yarattığı tabulara secde ederek sadakatini gösterir ve bu kısır döngü içinde kendi etrafında dönüp durur.

İlkellikte çivi çakan toplumların kültüründe

İlkellikte çivi çakan toplumların kültüründe kısa vadeli çıkar tercihleri mevcuttur. Tabuları yaratan taraf değil etraftır. Peygamberlikler bu şekilde oluşmuş. Sayıları binlerle ifade edilen peygamberlerin sayısını bilmek mümkün değil. Dinler ve mezhepler bu şekilde oluşmuş, Öbür yandan şeyhlik, dedelik, üfürükçülük… Çağımızın kurumları olan particilik, sendikacılık, diğer sivil kuruluşlar, odalar, örgütler ve diğerleri etraf fanatizminin bataklığından kurtulduklarını söylemek mümkün değildir. İradelerini yarattıkları tanrılarına gasp ettirdikçe taraf olmaktan yoksun bir şekilde iradesizliğin hafifliğiyle hiçleşiyorlar.